Yoğun Duğar hakkında
O devirde Ankara halkının “Yoğun Duğar” dediği kenti kuşatan üçüncü basamak surlar Anadolu’yu bütünüyle etkisi altına alan Celâli İsyanları sırasında, Ahilik geleneğini hatırlayan Ankara halkı tarafından 1606-7 yıllarında, Kadı Vildanzâde Mevlâna Ahmed Efendi önderliğinde 12 kapılı olarak yapılmıştır.
Ergenç, bu surun yapımına 1604-6 yılları arasında başlanmış olması gerektiğini yazmıştır.
Ankara Şer’îyye Sicillerinde belirtildiğine göre, Vildanzâde’den önceki Ankara Kadısı Çelebi Mehmed Efendi zamanında (1601-4) kenti korumak için çevresine hendekler kazdırılmış olduğu ve bu devirde kesinlikle kenti çevreleyen bir sur bulunmadığından Turan’ın bu surun yapımına Selçuklular döneminde başlandığını ileri sürmesi temelsiz kalmaktadır.
Bu önleme karşın Celalî Karakaş Ahmet’in kenti basarak Samanpazarı ve Hamamönü semtlerini yakması üzerine Ankara Şer’iyye Sicillerinde bulunan 26 Şubat 1607 tarihli bir fermanda Ankara Kadısı, “eşkıya korkusundan halkın kendi malları ile sur inşa ettiğinden” 1605-6 yılı vergilerini ödeyemez duruma gelmiş iken salınan yeni vergilerden dolayı perişan olduklarını bildirmektedir.
Bu durumda, o tarihte Ankara’da Anadolu Beylerbeyi olan Cenabî Ahmed Paşa tarafından yaptırılmış olduğunu ileri sürmek de yersizdir.
Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Ferdinand’ın Kanuni Sultan Süleyman’a gönderdiği elçi Baron Ghislen de Busbecq 1555 yılında Ankara’ya geldiğinde heyetinde bulunan Hans Dernschwam seyahatnamesinde “aşağı kentin çevresinde bir sur duvarı bulunmadığını” yazmış ve çizdiği Ankara krokisinde göstermemiştir.
Turan, 1608 yılında Ankara’yı ziyaret eden bir Polonyalı elçinin verdiği bilgilere göre “surun artık tamamlanmış olduğunu” belirtmektedir. 1618 ya da 1619’da Ankara’ya gelmiş olan Polonyalı Simeon ise Ankara’nın “dış, orta ve iç” olarak “üç kat sur ile çevrili bir ticaret kenti” olduğunu yazmıştır.
Fransız gezginler Piton de Tournefort 1701 ve Paul Lucas 1705 yılında ziyaret ettikleri Ankara’nın o tarihteki durumunu betimledikleri gravürlerinde bu dış suru çok net olarak çizmişlerdir. Lucas, bu kapılardan yedi tanesinin büyük ve güzel olduğunu fakat diğerlerinin ancak bir insanın geçebileceği menfez boyutunda olduğunu belirtmiştir.
1648 yılında Ankara’ya gelen Evliya Çelebi ise, surdan hiç söz etmezken, olasılıkla kendisi sadece onları gördüğü için, kentin dört kapısı olduğunu belirtmiştir.
Hollandalı ressam Vanmour’a ait olduğu düşünülen 18 inci yüzyılın başındaki “Ankara Manzarası” tablosunda, kalenin iki kat surunun dışına taşmış olan kenti çevreleyen üçüncü bir sur, bu duvar boyunca dizilmiş dörtgen burçları, bunların bazısından çıkmış olan ve Ankara’yı diğer kentlere bağlayan yollarıyla belirgin olarak görülmektedir.
Günümüzde en küçük bir izi bile kalmamış olan XVII. Yüzyıl Osmanlı Suru, Osmanlı ordusunda danışmanlık yapan Prusyalı Yüzbaşı Baron Fischer von Vicke’nin 1838 yılında yaptığı Ankara Planı’nda bütün ayrıntısıyla görülebilmektedir.
1860 yılından itibaren kent bu surun dışına taşmaya başlamış ve kentin büyümesine bağlı olarak imar çalışmaları nedeniyle bu dış sur, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar, yavaş yavaş yok olmuştur. Alman arkeologlar C.
Humann ve O. Puchstein, Augustus Tapınağı’nı incelemek için 1882 yazında geldiklerinde dış surun parça parça yıktırılmakta olduğunu ve elde edilen arsa ve taşların da imar işlerinde kullanıldığını yazmışlardır.
Suru, en ayrıntılı olarak kapıları ve geçtiği yerlerle birlikte Ernest Mamboury, 1934 yılında yayımlanan “Ankara Guide Touristique” kitabının “Ova’daki Osmanlı Suru” başlıklı bölümünde ayrıntıya girmeden anlatmış ve Çankırıkapı’da bu surun kalmış olan parçasının fotoğrafına da yer vermiştir.
Prof. Dr. Semavi Eyice, Hollandalı ressam Vanmour’a ait olduğu düşünülen “Ankara Manzarası” tablosunu anlattığı “Ankara’nın Eski Bir Resmi” makalesinde, kenti kuşatan dış sura da yer vermiş ve surun, tabloda görülen burçlarını tanıtarak buralardan çıkan yolları betimlemiştir.
Vincke Planı’nda, Çankırı Kapısı’ndan sonra surun Roma Hamamı harabesinin önünden, kent tarafından geçerek devam ettiği görülür.
Bu kapıdan sonra bugünkü Çankırı Caddesi’nin batısı boyunca gelerek Soğukkuyu Sokak başındaki Bahçeler Kapısı’na ulaşır. Oradan, Ulus Meydanı’ndaki Eski Meclis binasının kuzeybatısındaki İstanbul Kapısı’na gelir.
İkinci Meclis binasının alt tarafındaki Eset Kapısı’ndan çıkıp güneydoğuya doğru döner.
Buradan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün bulunduğu Vakıflar binasının önünden İstiklâl Caddesi boyunca gelip Hergele (bugün Opera) Meydanı’ndaki Adnan Saygun Caddesi başlangıcındaki İzmir Kapısı’na ulaşır.
Sur, meydanın doğu kenarını izleyerek 2018 yılında açılmış olan Osmanlı (Melike Hatun) Camisi’nin arkasından ve yine meydanın kenarından Yenice Camisi’nin önünden geçerek Denizciler Caddesi ile Talat Paşa Bulvarı kesişimindeki Namazgâh Kapısı’na doğru gelmiş olabilir. 1924 haritasında, Yenice Mescidi’nden sonra yerleşim yeri olmayıp biraz ileride, olasılıkla surun dışında olması gereken, mezarlıklar başlamaktadır.
Sur, Namazgâh Kapısı’ndan sonra, 1924 Haritası’nda buralarda kent yerleşimi bulunmadığına göre, gidiş doğrultusuna uygun olarak Nümune Hastanesi’nin doğusundan geçebilir.
Vincke Planı’nda sur, buradan sonra, topoğrafyaya göre, iki küçük tepe arasına sokulmuş İncesu Deresi düzlüğünün ucundan geçmektedir.
Günümüzde bu nokta, Ankara Tıp Fakültesi ile Hacettepe Çocuk Hastanesi arasındaki düzlükte Adnan Saygun Caddesi yokuşunun başladığı yerde, olasılıkla Hacettepe Hastanesi içerisinden geçen Gevher Nesibe Caddesi’nin başladığı yerin biraz aşağısında olmalıdır.
Buradan Hacettepe Çocuk Hastanesi yanındaki iç yolun Gevher Nesibe Caddesi yakınındaki bir yerinde bulunan küçük kapıya gelir.
Hem Vincke Planı’nda hem 1924 haritasında bulunan Karacabey’in güneybatısındaki mezarlık, Vincke Planı’ndaki topoğrafik yapıya göre bir tepenin üzerinde olduğundan günümüzde, Hacettepe Hastanesi yerleşim alanı ortasından geçen Gevher Nesibe Caddesi’nin güneyinde bulunan açık otopark haline getirilmiş olan Hacet Tepesi’nin üzerinde olmalıdır.
Konyalı, Karacabey Camisi’nin çevresinde bu mezarlığın bulunduğunu yazmaktadır. Sur, mezarlığın ortasındaki tepe zirvesinden geçmekte ve mezarlığın ucundan doğuya dönerek Erzurum Kapısı’na gelmektedir.
Vincke Planı’nda Erzurum Kapısı, günümüzdeki Sarıkadın ve Erzurum sokakların birleşiminin epeyce altında bulunduğu görülür.
Bu duruma göre, Erzurum Kapısı günümüzde, Sarıkadın ve Erzurum sokakların Dumlupınar Caddesi’ne açıldıkları yerin daha güneyinde, belki Geçim Sokak baş tarafında bir yerde olabilir.
Buradan kuzey-kuzeydoğu yönünde giden sur, Karacabey Hamamı önünden gelen Talat Paşa Bulvarı ile Dumlupınar Caddesi kesişimindeki Aynalı Kapı’ya gelir.
Bu kapıdan sonra sur yine kuzey yönünde, olasılıkla günümüzdeki Kestane Caddesi boyunca ilerleyerek Ulucanlar’daki Yeni Cami (Cenabî Ahmet Paşa Camisi) karşısındaki Ulucanlar Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin doğu bloku olan, Ulucanlar Kavşağı’ndan kuzeye doğru giderek Bentderesi Caddesi’ne birleşen Gazeteci Kemal Aşık Caddesi ile doğusundaki Şafak Sokaka arasında yer alan Ulucanlar Sosyal Güvenlik Merkezi civarındaki Kayseri Kapısı’na varır.
Vincke Planı’nda, Kayseri Kapısı’ndan bir açık kıvrımla hafifçe kuzeybatıya dönen sur, Hatip Çayı’na birleşen küçük bir derenin oluşturduğu düzlüğün başlangıcındaki ve Direkli Cami’nin (planda Dereli Cami olarak görülür) kuzeydoğusundaki küçük bir kapıya gelir.
Bu küçük dere, doğudaki Şafak Sokak kenarındaki şimdi müze olan Ulucanlar Cezaevi’nin üzerinde olduğu bir küçük tepe ve batıdaki Direkli ve Kayabaşı camilerinin eteklerinde bulunduğu bir başka küçük tepenin arasından akmış gibidir.
Bu eski dere düzlüğünde şimdi, olasılıkla, Gazeteci Kemal Aşık Caddesi aynı yönde gitmektedir.
Osmanlı Suru, Vincke Planı’nda, Direkli Cami yakınındaki bu küçük kapıdan sonra derenin düzlüğüne inmeden yerleşim yerinin dibinden giderek Kayabaşı Camisi’nin hemen doğusundan geçer ve batıya döner.
Bu izlediği rota, günümüzde, Gazeteci Kemal Aşık Caddesi’nin batı kenarı gibidir.
1924 haritasında, Kayabaşı Camisi ile doğusundaki Şükriye Mahallesi arasında bir boşluk vardır ve Kayabaşı Camisi yakın kuzeyinde mahallenin bittiği yer ile Molla Büyük Camisi hattının kuzeyinde de yerleşim yoktur.
Bu yerleşim hattı, surun geçtiği yeri gösteriyor olabilir. Batıya dönen sur Molla Büyük Camisi önündeki kayalık yamacın kuzeyinde kalır.
Caminin kuzey ve batısını kuşatan sarp kayalıkta surun izi kaybolur “fakat surun, kalenin güneydoğudaki en yüksek burcu olan Doğu Kalesi’ne (Şark Kalesi) bağlandığı tahmin edilmektedir”
Vincke Planı’nda, Hatip Çayı (bugün Bentderesi Caddesi) güney kenarındaki, bugün Kaledibi Otopark başlangıcında bulunan Kale surlarının son burcundan başlayıp, günümüzde olmayan Roma Bendi’nin üzerinden karşıdaki Hıdırlık Tepesi’nin solundaki küçük tepe olan (günümüzde Hıdırlık Tepesi’ne oturmuş olan Yenidoğan Mahallesi’nin batısındaki Atıfbey Mahallesi) sarp kayalığın üzerine çıktıktan sonra tam batıya dönerek Tabakhane Camisi karşısındaki kayalıkta kesilir.
Kayalığın altında yeniden başlayıp, o devirde Şeyh İzzeddin Camisi’nin hemen güneydoğusundaki Ördekler Köprüsü’nün (bugün, olasılıkla, Bent Deresi Caddesi’nden Kevgirli Sokak girişi) oradan çayın (bugün caddenin) batı kenarına geçer.
Mamboury de günümüzüde Bentderesi Caddesi altında kalmış olan Hatip Çayı kenarındaki Ankara Kalesi’nin son burcu ile karşıdaki kayalık arasında gerilmiş olan bentten sonra Osmanlı Suru’nun Hıdırlık’ın eteğini dolaşıp Ördekler Köprüsü karşısından bu tarafa geçtiğini yazar.
Osmanlı Suru, buradan sonra Hatip Çayı’nın kent tarafındaki kenarını izleyerek Ulucak Sokak sonundaki dar geçide varır. Mamboury, surun bu noktada “Ulucak Yolu’nun geçişini sağlayan iki küçük kuleye ulaştığını” yazar.
Bu yol 1924 Haritası’nda da görülmekte olup günümüzde de Ulucak Sokak adıyla bilinmekte ve olasılıkla bu küçük kapı yakınında sona eren çıkmaz bir yol biçimindedir.
Geçidin kulesinden sonra kuzeybatıya döner ve Osmaniye Camisi ile Mahallesi’nin kuzeyindeki tepenin zirvesine varınca, bu kesim olasılıkla günümüzdeki Tepe Sokak’ın iki ucunun arasındaki bitim noktası, tepenin yamacını batıya doğru izleyerek günümüzde YIBA Çarşısı’nın karşısındaki Çankırıkapı Sokak başındaki Çankırı Kapısı’na varır.
Detaylar için bkz: “Yoğun Duğar” – Ankara Kentini Çevreleyen XVII. Yüzyıl Osmanlı Suru, A. Vedat Oygür, Ankaramızı Tanıyalım, Başkent Ankara Dergisi, sayı 8, 2021, s. 34-35, WordPress.com.
Bilgiler
Yakındaki müze
Sıkça sorulan sorular
1Yoğun Duğar nerede?
Yoğun Duğar, Hacı Bayram, Altındağ konumunda yer alan bir kültürel miras yapısıdır.
2Yoğun Duğar ne tür bir yapı?
Yoğun Duğar MuseConnect kayıtlarında Sur olarak sınıflandırılır (Askeri Yapı).
3Yoğun Duğar hangi döneme ait?
Yoğun Duğar için kayıtlı dönem / yüzyıl bilgisi: 17. yy.
4Yoğun Duğar hangi müzeye yakın?
Yoğun Duğar, Ankara Roma Hamamı ve Antik Kenti yakınındadır. Müze sayfasından çevredeki diğer kültürel miras yerlerini de görebilirsiniz.
5Yoğun Duğar tescil durumu nedir?
Kayıtlı durum: Kayıp. Bu bilgi kaynak envanterden aktarılmıştır.
Kaynak
Görsel: Semavi Eyice